script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js">
Home / Kent Suçları

Kent Suçları

ÇEVREYİ Mİ YOKSA ATIĞI MI BERTARAF EDİYORSUNUZ?

Son zamanlarda gündemden düşmeyen en önemli çevre sorunlarından biri atık tesislerinin nereye kurulup, nasıl çalışacağıdır. .    İlk duyduğunuzda ne var bunda  kurulsun mis  gibi işte; atıklar  yığılacağına, ortadan kaldırılacak biz de  çevre de rahat edecek diye  düşünebilirsiniz . Ama  madalyonu çevirip birde diğer  tarafına  baktığımızda olayın hiçte öyle  masum olmadığını  göreceksiniz.

 

Peki  nedir bu işte dönen dolap diye baktığımızda   ;  ilk  olarak bu tesislerin kurulmak istendiği yerler   uygun değil .   Bazı firmalar  atık bertaraf tesislerini  tamda  tarımın yapıldığı , halkın sağlığını tehdit  edecek konumlara kurmak istiyor . İkincisi  atıklar  yok edilirken kullanılan yakma  yöntemi  sonucu  atıklar tamamen ortadan kalkmıyor.  Yakılan atıktan yine atık çıkıyor   ; çıkan bu atığı da   ne yapacaklar diye soracak olursanız onu da buradaki araziye  bir güzel gömecekler. Hal böyle olunca ;  buna atık bertaraf etme denmez  , atıktan atık çıkarma  denir.  Bir on yıl sonra  çıkanları göme göme  orada bir çöplük yaratılmış olacak. Bu çöplük de  kimyasal  çöplük olacak .   Çünkü  bu  tarım alanlarına kurulmak istenen  tesisler  kimyasal atık bertaraf tesisleridir. Artık tehlikenin boyutunu siz düşünün.

Bu sözünü ettiğim  kimyasal  atık tesislerinin kurulmasının istendiği bir yer de Bursa’da. .  Bursa’da kurulmak istenen kimyasal atık tesisinin  arazisini gördüm , tarım arazilerinin göbeğinde. Sanki koskoca  Bursa’da  kuracak başka bir yer  kalmamış gibi   ne hikmetse orayı  münasip görmüşler. Tabi canım  bizim memlekette  doğru iş  yapmak caiz değil ; bir yerden yaparken bir yerden bozacaksın , bu işin raconu böyle  .   Köylüler   ve çevreci sivil toplum  kuruluşları buna karşı fakat   bizim çalışkan yatırımcımız  tepkileri azaltmak, Almanya’nın  atıl atık bertaraf etme  tesislerini nasıl marifetmiş gibi  ithal ettiklerini  göstermek için bir grup gazeteciyi ,bürokratı ve iş adamını  Almanya’ya  geziye götürdü .   Onlar ne kadar ikna oldular sormak lazım  ?

 

Diğer  yandan  Tarsus’ta  da kimyasal atık bertaraf   etme tesisi  kurulmak isteniyor ve   yine  yer seçimi ve  atık   yok etme yöntemi   sınıfta kalıyor.   Bizim atık savarlarının gözden kaçırdıkları çok önemli bir husus var . O da   yurt dışında   atıl ,eskimiş  teknolojileri  atık yakmak  için ithal  etmek yerine   İstanbul’da eski bir çöplükte  kurulmuş ve atıkları gazlaştırarak   ortadan kaldıran   yüksek teknolojili bir tesisi gidip görme   ; bu   teknolojiyi kimyasal atık bertarafında kullanma  sanşlarının olduğudur.  İşte  bu noktada   bu tesisleri  kuracak olanların   pek de  çevreyi  düşünmediklerini anlayabiliyoruz  . Çünkü amaç   sağlıklı , çevreye zarar vermeden   bu işlemi yapmak olsa  kullanılacak teknoloji hakkında ve  seçilecek  yer konusunda bu kadarda   sorumsuzca davranmazlar ve araştırma yapıp  bu yüksek  teknolojili  tesisi kendilerine model olarak alırlar.

 

 

Bu  tesislerin  kurulmasına şimdilik çevre halkı ve sivil toplum kuruluşları tepkili ama daha sonra   onları  ikna edip  inşaat temellerini  atabilirler mi  diye takip edecek olursak    bu firmaların ikna turları   devam ediyor .  Bürokrasiyi ve   halkı  kandırmak  için her yolu deniyorlar.   İşin garip yanı   kandırmak yerine   dönüp de  kendilerine çeki düzen verip  , hem çevreye hem de  halkın sağlığına büyük  zararlar verecek   bu yöntemlerden vazgeçmiyorlar.  Belki şimdilik  onlara  yöntem değiştirip  ,yatırımları tekrar gözden geçirmek  çok pahalıymış gibi geliyor  ama   ileride göreceğiz  eğer  bu  teknolojiyle  tarım arazilerinin arasında   bu tesisler kurulursa  işte o zaman bu onlara ve tabiî ki halka daha pahalıya  patlayacak. Şimdi  soruyorum  . Böyle giderse atıklar mı yoksa çevre mi bertaraf edilecek ?  Cevabı çok  kolay olan yine  çevreye ,  en güzel yerleri talan edilen Türkiye’ye olacak.

ŞEYMA DUMRUL

 

 

 

 AFETİN SUÇUNU DOĞAYA YIKARAK KURTULAMAZSINIZ

Hopa’da yaşanan sel felaketinin ardından yine kendimizi sorgulamamız gereken bir döneme girdik. Ancak artık sorgulamanın  yanında bir de önlem alınması gerektiğinin farkına varılması öncelikli dileğimizdir.  Doğa ile oyun olmaz, siz doğayı hiçe sayıp bildiğinizi okumaya kalktığınızda sonuçlar hep acı olacaktır. Hopa’da olanlar aslında yıllardır yaşadığımız ve ne yazık ki birilerinin işine gelmediği için hep göz ardı  edilen gerçekler .

Bilinçsizce, gelişi güzel kesilen ağaçlar ve dere yatağına yapılan binalar  yani çevre hesaba katılmadan yapılan  işler  bugün  yaşadığımız sonucun nedeni. Peki insan hatasından kaynaklanan problemleri göz  ardı edip;  Allahtan gelene  katlanılır diye açıklama  yapan Hopa Belediye Başkanına ne diyeceğiz. Tabi ki takdir Allah’ındır ama  Allah  kuluna kullanması için akılda vermiştir. Sen eşeğini sağlam kazığa bağla  sonra  tevekkül et.  İktidarın, yanlışlarının sorgulanmasını engellemek için dini kullandığının en açık örneği Hopa’da . Bizim hiç hatamız yok, çevreyi hoyratça tahrip etmedik diyenler peki bu 8 canın hesabını nasıl verecek ?

 

Hopa’da yaşananlar aynısı 2012’de Samsun’da yaşanmış yanlış yatırımların sonucu 13 kişi hayatını kaybetmişti. Ama en acısı mahkeme sorumluları cezalandırmak yerine doğal afet deyip olayı kapatmaya çalışmıştı.  Dere yatağına yapılaşmaya izin verenlerin hiç mi kusuru yoktu ?

Sadece Hopa’da, Samsun’da değil İstanbul’da da doğayı hiçe sayıp dere yatağına yapılaşmaya ruhsat veren yetkililer vardı ve sonuç yine masum insanların ölümü oldu. Örneğin Ayamama Deresi üzerinde yapılan binalar, doğru yapılmayan ıslah çalışmaları  sele davetiye çıkardı. İstanbul’da irili ufaklı 67 dere bulunmakta . Bu dereler üzerinde yürütülen yanlış çalışmaların  herkes farkında. Ayamama Deresi’nde yaşanan sel felaketinde insanların yaşamını yitirmesi, Kurbağalıdere’nin pislikten fokurdaması İstanbul’da ve diğer 80 İlde bu işi birilerinin yapamadığının en büyük kanıtıdır.

Bunlar yetmezmiş gibi yaşanan her doğal afet sonrası  birileri çıkıp “Gerekli Önlemleri Alacağız” gibi afilli  bir cümle söyleyip işin içinden çıkacağını düşünüyor ki aynen de öyle oluyor. 2012’de Samsun’daki sel felaketi sonrası böyle bir açıklama yapan Çevre ve Şehircilik Bakanı  acaba hangi önlemler aldı. Yoksa sırf kazanç uğruna yanlış HES yatırımlarına ruhsat vermeyi ve savunmayı önlemden mi sayıyorlar.

Doğa intikamını mutlaka alıyor. İnsanoğlu kısa bir süreliğine doğaya hükmettiğini düşünse de yaşanan acı tecrübeler  tam tersini kanıtlıyor. Türkiye’de deprem olur üzerinden  uzun  yıllar geçer bir önlem alınmaz tam tersine  bu argümandan yararlanılıp birileri çürük zeminleri bırakıp, sağlam bölgelerde kentsel dönüşüm altında ceplerini doldurur.  Yine Türkiye’de  sel olur kimse ders almaz; hoyratça HES yapar, dere yatağını imara açar, ağaç keser .

Türkiye’de büyük bir anlayış değişikliğine ihtiyacımız var. Çevre ile uyumlu, doğaya zarar vermeyen yaşam tarzı geliştirmek, sadece birilerinin ceplerini doldurmasını değil diğer insanların  hayatını  düşünmek bu kadar mı zor ?  Yani artık bu felaketlere doğal afet değil; insani afet demek lazım.

ŞEYMA DUMRUL

Maden işletmeleri atığını doğaya bırakıyor

Maden işletmeleri 2016 yılında 146 milyon metreküp atık su boşalttı. Bunların 79,7’si denize, göle, akarsuya veya araziye bırakıldı
Türkiye İstatistik Kurumu, (TÜİK) 2016 yılı maden işletmeleri su, atıksu ve atık istatistiklerini açıkladı.

Maden İşletmeleri Su, Atıksu ve Atık İstatistikleri Anketi sonuçlarına göre, maden işletmeleri tarafından 2016 yılında edilen toplam 146 milyon metreküp atıksuyu deşarj edildi. Deşarj edilen atık suyun yüzde 79,7’si denize, göle, akarsuya veya araziye, yüzde 12,1’i atık barajına, yüzde 1.6’sı ocak içine, yüzde 1,5’i foseptiğe, yüzde 5,1’i ise diğer alıcı ortamlara deşarj edildi.

Anket sonuçlarına göre, maden işletmeleri 2016 yılında 241 milyon metreküp su çekti. Çekilen suyun yüzde 54,4’ü kuyudan, yüzde 22,9’u deniz ve kaynaktan, yüzde 5,4’ü ocak içi sudan, yüzde 4,1’i akarsudan, yüzde 3,4’ü göl-göletten ve yüzde 9,8’i diğer su kaynaklarından temin edildi.

Maden işletmelerinde oluşan 811 milyon ton atığın yüzde 99,9’unu mineral atıklar oluşturdu. Mineral atıkların ise yüzde 99’unun dekapaj malzemesi, pasa olduğu tespit edildi. Toplam atığın yüzde 70,4’ü pasa sahalarında veya düzenli depolama tesislerinde bertaraf edildi, yüzde 15,9’u ocak içine geri dolduruldu, yüzde 13’ü maden sahalarının doğaya yeniden kazandırılması amacıyla kullanıldı, yüzde 0,7’si ise diğer yöntemlerle geri kazanıldı ya da bertaraf edildi.

(BİRGÜN 29.12.2017 09:48 ÇEVRE )

TUZLA’da ZEHİRLİ VARİLLER EYLEM ve BASIN AÇIKLAMAMIZ

Tuzla’da protesto gösterisi yapan İstanbul Çevre Konseyi’ne üye çevreciler, zehirli varilleri doğaya attığı öne sürülen Unifar Kimya’yı da sinek ilacı sıkarak ‘zehirledi’
İstanbul Çevre Konseyi’ne üye sivil toplum kuruluşları dün Tuzla Orhanlı’daki zehirli atık varillerinin çıkarıldığı bölgede ve Unifar Kimya firması önünde protesto gösterisi yaptı. Eylemciler, zehirli varilleri doğaya attığı öne sürülen Unifar Kimya’yı sinek ilacı sıkarak “temsili olarak” zehirledi.
Zehirli varillerin çıkarıldığı Orhanlı’ya dün sabah saatlerinde gelen çevreciler ve sivil toplum kuruluşlarının protesto gösterisine çocuklar da katıldı.
Eylemde suçluların serbest bırakılması ve yasalardaki eksikliğe dikkat çekildi. Eylemciler, manşet haberiyle çevre katliamına dikkat çeken Milliyet gazetesini de döviz olarak taşıdılar.
Grup adına açıklama yapan Doğa Savaşçıları Çevre Örgütü Başkanı Zafer Murat Çetintaş da şöyle konuştu: “TCK’nın 184. maddesinin 4. fıkrasının 181. maddeye atıfta bulunduğunu açıkça gördük. Yine aynı yasanın 176. maddesi de zehirli atıkların yer değiştirmesi konusunda cezai yaptırımlar uygulatıyor ve suça katılanları hapis cezasıyla karşı karşıya bırakıyor. Biz savcılık heyeti kurularak mütalaanın yeniden yapılanmasını ve bu suçu işleyenlerin serbest gezmemesini istiyoruz.”

 

402total visits,4visits today

Top