Home / Tarım Alanları

Tarım Alanları

TARIM VE ÇEVRE İLİŞKİSİ

                                                                         

Yaşadığımız gezegende tüm canlılar yaşamlarını, toprak, su ve hava varlığına bağlı olarak sürdürecek şekilde evrimleşmiştir. Tarım, insanlığın yerleşik hayata geçmesinde büyük bir rol üstlenmiş ve büyük çoğunluğun temel geçim kaynağı olmuştur. Bugün tarımsal üretim geçmiş bin yıllara göre daha modern şekilde, teknolojik araçlarla sürdürülüyor olsa da, çevre ve insan sağlığı üzerinde ciddi, olumsuz etkileri bulunuyor.

 

Tarımsal üretime yönelik ilk ciddi çevresel tehditler, sanayi devrimi ile başlamıştır. Kömüre dayalı enerji üretimi, havayı, suyu ve toprağı dolayısıyla tarımsal üretimi doğrudan etkilemiştir. Sonraki yıllarda tarımda makinalaşma ve tarımsal kimyadaki gelişmeler ile yapay gübre kullanımı artmıştır. Bugün Tarım yapılan verimli topraklar ile çevrenin kirlenmesi işte iki yüzyıl önce başlayan ve günümüzde sürmekte olan küresel tarım ve çevre politikaların bir sonucudur.

 

Tarım – Çevre ve Ekonomi üzerine geliştirilen politikalar,  tüm dünyada  kalkınma ve refahın anahtarı olarak görülen, sanayinin gelişmesine yönelik düzenlenmiştir. Bu nedenle tarım alanlarının korunmasına yönelik ciddi adımlar atılmamıştır. Sonraki yıllarda ise sanayi ve teknoloji  alanında devam eden gelişmeler, günümüzdeki tarımsal üretimi her yönüyle şekillendirmiştir.

 

Bugün, küçük tarım toplulukları, verimsizleşen topraklar nedeniyle tarımsal üretimden bir bir çekilmek zorunda kalıyor. Onların yerini ise endüstriyel tarımda, gübreleme, tohumlama, bakım, sulama gibi geniş olanaklara sahip küresel gıda firmaları alıyor.

????

Tarım alanları tehdit eden çevresel etkenler elbette sadece sanayiden ibaret değil. Uzmanlar tarımsal mücadelede kullanılan ilaçların, tarım zararlılarını belli ölçüde engelliyor olmasına karşılık, zamanla toprağın doğal dengesini bozduğunu ve çevre sorunlarına neden olduğunu belirtiyor.

 

Bizler her türlü yaşam olanakları sağlayan gezegenimizde topraklarımızı yeterince koruyamıyoruz. Doğal kaynakların gelecek yıllardaki üretkenliğini bugünden tüketiyoruz. Toprak, hava ve suyun kısaca çevrenin kirletilmesi tarımsal üretimi, tarımsal üretimin girdileri ise çevreyi kirleten bir döngü yaratıyor.

 

Ancak birbirini doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen tarım ve çevre insan yaşamında geleceği belirleyen çok önemli bir ihtiyaçtır. Bu nedenle doğal kaynakların sonuna kadar sömürülemeyeceği anlayışı, her alanda üreticinin temel felsefesi olması gerekiyor…

 

Türkiye bugün 213 bin 188 kilometrekare ekilebilir tarım alanına sahip. Bu da topraklarımızın yüzde 27’sinin tarıma elverişli olması anlamına geliyor. Ancak ülkemizde artan nüfusa karşılık tarımsal alanların azalması, tarıma elverişli alanların gerektiği şekilde korunamadığını gösteriyor.

 

Gezegenimizin hemen hemen tamamında aşırı kuraklık, aşırı yağışlar, fırtınalar ve seller ile tarım alanları erozyona uğruyor. Buna bağlı olarak verimli topraklar ekilebilir özelliğini kaybederek çölleşiyor. Ancak sadece bu şekilde değil, aşırı sulama ile toprakta meydana gelen tuzlanma, kontrolsüz ve bilinçsiz tarımsal mücadele şeklindeki uygulamalar da, toprağın verimliliğini ortadan kaldırıyor.

 

Tarım alanlarında yeterli kazancı sağlayamayan insanlar, hızla kentlere doğru akın ediyorlar. Kentler gelişiyor ve mega kentlere dönüşüyor. Bu gelişme ilk bakışta insanlığa modern bir yaşam vaat etmiş olsa da, iklim değişikliğinde kentler önemli rolü bulunuyor. Bu gelişmeler yavaşlatılamaz ise gelecekte insanlık büyük açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Bir başka görüşe göre ise, genetiği değiştirilmiş ürünleri tüketmek zorunda kalarak sağlıklı yaşam koşullarını kaybedebilirler.

 

 

Alınacak önlemler uluslararası kuruluşlar ve uzmanlar tarafından bir bir sıralanıyor. Öncelikle yerel ve küresel ölçekte çevre sorunlarının en aza indirilmesi ve etkilerine karşı yeni uygulamalar geliştirilmesi gerekiyor.

 

Son yıllarda gelişen çevre ve tüketim bilinci ile lüks otomobil ve konutlarda yaşayan ancak güvenli gıda tüketme olanağı giderek azalan insanlarda, kaliteli yaşam anlayışı da değişiyor. Bunun tamamen bir tüketim  aldatmacadan ibaret olduğu giderek yaygınlaşıyor.

 

İklim değişikliğinin tarım, bitki örtüsü, temiz su kaynakları, biyolojik çeşitlilik ve ormanlar üzerinde olumsuz etkileri, farklı coğrafyalarda farklı şekillerde ortaya çıkabiliyor.  Gezegenin bir tarafı kuraklıktan aşırı şekilde etkilenirken, diğer bir yanı ise, kasırga ve aşırı yağışların neden olduğu sellerin etkisinde kalıyor.

Aşırı sıcaklık ve mevsimlerindeki değişimler, mahsul verimini etkileyebilecek böcek türlerinin, istilacı otların veya hastalıkların çoğalmasını ve yayılmasını etkileyebilir. Ancak iklim değişikliğinden kaynaklanan bu şekildeki potansiyel verim kayıplarının bir kısmı, yeni koşullara daha uygun mahsul çeşitlerinin kullanılması gibi çiftçilik uygulamaları ile karşılanabilir.

Tarım, hem iklim değişikliğine katkıda bulunuyor, hem de iklim değişikliğinden etkileniyor. Bu nedenle tarımsal sistemler,  çevre sorunları ve iklim değişikliğinin oluşturduğu koşullarla birlikte uyumlaştırılması gerekiyor.

 

Toprak, özellikle de verimli tarım toprakları, tüm dünyada sınırlı bir kaynaktır. Dünya gıda arzında düşüşlerin başlıca sebeplerini oluşturan iklim değişikliği etkileri ve sezonluk değişen yağış miktarları; tarım ürünlerinde kalite ve ürün miktarının büyük ölçüde belirleyicisi oluyor.

 

İklim değişikliğinin neden olduğu sorunlar, geçimini tarımla sürdüren insanların da yaşam koşullarını zorlaştırmaktadır. Üreticiler, daha fazla ürün alabilmek için kullandıkları tarımsal uygulamalar yerine insan sağlığını doğrudan veya dolaylı tehdit eden üretimlere yönelebiliyorlar.

 

Bugün dünya üzerinde enerji tüketimi, üretim, hayvan yetiştiriciliği, gübreleme, ilaçlama gibi uygulamalarla tarımsal faaliyetler,  dünya üzerinde sera gazlarının yüzde 20’sinden sorumlu tutuluyor. Tarımsal üretimde daha fazla ürün elde edilmesi, genellikle azot bazlı gübrelerin daha yoğun bir şekilde kullanılmasını gerektiriyor.  Bu da sonuçta azot oksit emisyonlarının salınmasına yol açarak iklim değişikliğine katkıda bulunuyor.

2012 yılında AB’nin toplam sera gazı emisyonlarında tarımın payı %10 olmuştur. Çiftlik hayvanı sayısındaki kayda değer bir düşüş, gübrelerin daha etkin bir şekilde uygulanması ve daha iyi bir gübre yönetimi, 1990 ve 2012 arasında AB’deki tarım kaynaklı emisyonları %24 oranında düşürmüştür.

 

 

Uzmanlara göre, tarımsal gıda üretiminin büyük kısmını yöneten küresel gıda firmaları, genetiği değiştirilmiş ürünlerle bir taraftan raf ömrünü uzatırken diğer taraftan ise insan sağlığı üzerinde etkileri henüz bilinmeyen bu tür ürünlerle pazar hakimiyeti sağlıyor.

 

Bugün tarımın çevresel etkilerini azaltmak ve daha güvenli tarımsal gıda üretmek için yeni metodlar geliştiriliyor.  İklim değişikliğinin etkilerine rağmen, organik tarım ve iyi tarım yöntemleri ile,  üretim çabaları giderek artıyor.

 

Bu gelişmelere karşı küçük de olsa bazı girişimler yok değil. Üreticilerin ilaçsız tarımla ürettikleri ürünleri tüketiciye ulaştırma olanağı sağlayan semt pazarları, hala kültürel dokusuyla önemli bir alternatif olmayı sürdürüyor. Diğer yandan küçük tarım üreticileri kimyasal ilaçlara ve gübrelere bağımlı tarımdan, ilaçsız tarıma dönerek toprağın verimliliğini korumaya ve çevresel etkileri azaltmaya çalışıyor.

 

 

Tarım ürünlerindeki gıda güvenliği telaşı, ilaçsız tarım olarak uygulanan organik tarım ve iyi tarım uygulamaları yeni bir alternatif olarak ortaya çıkardı.  Ancak tarımsal üretim için en önemli girdi olan yerel tohumların kullanılmasıdır. Bu nedenle organik tarım ve iyi tarım uygulamalarında kimyasal gübre ve ilaç kullanmaması gerekiyor. Ayrıca, kısırlaştırılmamış ve genetiği değiştirilmiş tohumlar yerine yerli tohum kullanılması da önemli bir kirter.

 

Bugün kısırlaştırılmış ve genetiği değiştirilmiş tohumlara karşı yerel yönetimlerin ve sivil toplum örgütlerinin çabalarıyla  yerli tohumlar takas suretiyle korunmaya çalışılıyor. Ancak bu çoğu zaman bütün bu olup bitenlere karşı mücadele veren küçük ve bilinçli bir topluluğunu çabaları olarak kalıyor. Çünkü, dünya tohum tekelleri bir çok ülkede uluslararası patent yasalarının gölgesinde tarımsal politikaları kendi çıkarları yönünde değiştirebiliyorlar.

 

Sorunların çözümüne yönelik toprak ve çevre zararlarını önlemek için sadece tarımsal yöntemlerin değişmesi yeterli değil. Uygulama da yasal adımların da  atılması gerekiyor. Uzmanlar, tarımsal kimyasalların ve gübrelerin toprakta yarattığı tahribata dikkat çekiyorlar. Yerli tohumların devlet tarafından geliştirilmesi ve tekrar üreticiye verilmesi gerekiyor.  Aksi takdirde tohumların gıda firmaları tarafından, genetik yapısı değiştirilerek patentlenmesinin aynı amacı taşamayacağına endişesine vurgu yapıyorlar.

 

Gerek organik tarım, gerekse iyi tarım uygulamalarında zararlı böcekler ve zararlı bitkilerle mücadele etmeyi gerektiriyor. Bu konuda kullanılan organik gübre ve ilaçların insan sağlığı açısından olumsuz etkileri bulunmuyor.

 

Yetkikiler, iyi tarım uygulamalarını tarımsal üretimde sürdürülebilirlik temelinde değerlendiriyor. Bu kapsamda yapılan risk değerlendirmelerinde ; toprak tipi, erozyon, taban suyu seviyesi ve kalitesi, sürdürülebilir su kaynaklarının varlığı, arazinin ilk kullanımı, parazit ve diğer asalaklarla bulaşık olması ve bitişik alanlara etkisi gözönünde tutulması gerekiyor.

 

Diğer taraftan toprak sağlığının korunması, tarım ilaçlarına bağımlılığın azaltılması ve bitki sağlığının maksimum düzeyde sağlanabilmesi için dönüşümlü üretim yapması öneriliyor.

 

Bütün bu olumlu yöndeki gelişmeler; yasal düzenlemelere, üretim ve pazara erişimde desteklere ihtiyaç duyuyor. Ayrıca ciddi önlemler alınarak sistemin korunması da diğer bir  gereklilik olarak karşımıza çıkıyor.

 

Güvenli gıda güvenli üretimin bir çıktısıdır. Bu yönde geliştirilecek ve desteklenecek tarımsal üretim uygulamaları çevre ve toplum sağlığı açısından oldukça önemli. Yerel girişimlerin kaliteli ve sağlıklı tarımsal ürünleri tüketiciye ulaştırmasında yerel yönetimlerin önemli rol düşüyor…

 

Zafer Murat Çetintaş

 

 

74total visits,3visits today

Top