Home / Haberler / Türkiye’nin gölleri çürüyor!

Türkiye’nin gölleri çürüyor!

Posted on
Paylaşın

Yaklaşık 40 yıldır Türkiye’nin gölleri konusunda bilimsel çalışmalar yürüten ve bu süre içinde Akşehir, Avlan ve Meke gölü gibi sulak alanların hatalı kullanımlar sonucu yok olmasına tanıklık eden Dr. Erol Kesici Dünya Su Günü nedeniyle bir açıklama yaparak önemli uyarılarda bulundu.

Türkiye’nin göllerinde yüzde 60’a varan oranlarda su kayıpları yaşandığına dikkati çeken Kesici, kirlilik ve su kaybının oksijen seviyesini düşürmesiyle gölleri mavi yeşil alglerin kapladığını belirterek “Eğirdir, Kovada, Beyşehir, Uluabat, Eber ve Büyükçekmece başta olmak üzere çok sayıdaki irili ufaklı göllerimizin suyu Bafa Gölü örneğinde olduğu gibi adeta çürümektedir” diye konuştu.

Dünyanın kısıtlı miktardaki içilebilir su rezervi her geçen gün insan kaynaklı hatalı kullanımlarla kirletilip yok edilirken su kaynaklarının verimli kullanımına ve korunmasına dikkat çekmek amacıyla her yıl 22 Mart’ta kutlanan Dünya Su Günü bu yıl koronavirüs salgını gölgesinde kaldı.

Ancak yaşamın temel kaynağı olmasının yanında koronavirüsle mücadelede de en önemli doğal varlıklardan biri olan suyun önemi bir kez daha anlaşıldı. Sulak alanlar içme ve kullanma suyu sağlamalarının yanında her yıl dünyaya milyarlarca dolarlık ekonomik kazanç da sağlasa da bu sonsuz bir kaynak değil. Kullanım baskısı ve yükselen talepler doğal yollardan elde edilebilen sağlıklı su ürünlerinin yerini endüstriyel ürünler almaya başladı.

DOĞAL GÖLLERE ‘MİLLET BAHÇESİ’ YAPILMASI BÜYÜK BİR HATA

Son 50 yılda Marmara Denizi büyüklüğünde sulak alanını kaybeden Türkiye’nin hatalı su politikalarının başında doğal göllerin su kaynakları üzerinde birbiri ardına inşa edilen gölet ve barajların yanı sıra göl havzalarında izin verilen vahşi madencilik projeleri geliyor.

Burdur’daki Salda Gölü kıyısında Millet Bahçesi yapımına başlanması, Eğirdir ve Beyşehir göllerinin kıyısında da benzer projelerin uygulanması düşüncesi ekolojik işlevleri oldukça önemli olan göllerin rekreasyon alanı olarak görülmesini de beraberinde getiriyor.

Yeşil alan ve rekreasyon alanı ihtiyacı daha fazla olan kentlerde yapay olarak geliştirilebilecek olan alanlar yerine ekolojik ve ekonomik maliyeti oldukça yüksek olan ve telafisi olanaksız tahribatlar yaratma pahasına milyonlarca yılda oluşan doğal göllerin seçilmesi de büyük bir hata olarak yorumlanıyor.

Salda Gölü kıyısında projelendirilen Millet Bahçesi, TOKİ eliyle ihaleye çıkarıldı. Geçtiğimiz günlerde alana konteynerler yerleştirildiği ve uygulamaya başlandığı öğrenildi. Görsel canlandırma: (Burdur Valiliği arşivi)

ÇILGIN KANAL PROJELERİ NEHİRLERİ BETONLAŞTIRIYOR

“Çılgın projeler” çağında Türkiye’nin nehir ekosistemleri de tıpkı göller gibi bu yıkımdan payını alıyor. Tokat’ta Yeşilırmak üzerinde uygulanan “Kanal Tokat”, Antalya’da ise Boğaçayı üzerinde ilk etabı tamamlanan “Boğaçayı Projesi”ni birçok il ve ilçede benzerleri takip ediyor.

KORONAVİRÜS PAKETİNDE DOĞAL YAŞAMIN ADI BİLE YOK

Koronavirüsle mücadele için Hükümetin ayırdığı 100 milyar liralık “Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketi” kapsamında AVM’ler, demir çelik, konut (inşaat) ve iç hat uçuşlarına sağlanan mali desteğin yanında, temiz ve sağlıklı bir çevre ve yaşam için önemli olan doğa ve çevrenin iyileştirilmesi ve korunması için tek bir kuruşun bile ayrılmamış olması dikkat çekiyor.

Oysa uzmanlar, bütün dünyada insanlığı tehdit eden salgın hastalıkların büyük kısmının doğal sistemlere insan eliyle yapılan müdahaleler sonucu olduğu konusunda birleşiyor. Doğal yaşamın iyileştirilmesi ve doğa üzerindeki baskıların azaltılması, bu baskının kaynakları olan sektörleri desteklemekten çok daha önemli ve ekonomik olarak daha az masraflı.

İÇİLEBİLİR SULARIN YÜZDE 70’İ TARIMDA KULLANILIYOR

İçilebilir tatlı su kaynağı olan göllerin çevresinde açılan ve birçoğu kaçak olan on binlerce sondaj kuyusuna kamu eliyle inşa edilen sulama projeleri de eklenince sınırlı orandaki suyun yüzde 70’i tarımsal üretime harcanıyor.

Uzmanlara göre, her bölgeye uygun kuru tarım ürünlerinin teşvik edilmesi yerine yalnızca kısa vadeli ekonomik kazançları önceleyen sulu tarımın teşvik edilmesinin su kaynaklarının geleceği açısından büyük bir hata olduğuna dikkat çekiyor.

 ‘30-40 YIL ÖNCE GÖLLERİN SUYU DOĞRUDAN İÇİLEBİLİYORDU’

O uzmanlardan biri de Doğa ve Sürdürülebilirlik Derneği ve Türkiye Tabiatını Koruma  Derneği Bilim Danışmanı Dr. Erol Kesici. Limnoloji olarak adlandırılan göl ve sulak alan ekolojisi hakkında yaklaşık 40 yıldır bilimsel çalışmalar yürüten Kesici, 22 Mart Dünya Su Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, önemli uyarılarda bulundu.

Doğal göllerin milyonlarca yıllık geçmişe sahip olduğuna dikkati çeken Kesici, “Son 30- 40 yıl öncesine kadar bu sular işlem görmeden doğrudan içilebildiği gibi, çok basit arıtıcı önlemlerle de içilebiliyordu. Günümüzde ise bu tür bir kullanım mümkün değil. Hatta tarımsal zehirler yüzünden suyun üretimde kullanılması bile gıda güvenliği açısından sakıncalı hale geldi” diye konuştu. 

Burdur’un Gölhisar ilçesindeki bu tabela, sulak alanların sorunlarının özeti niteliğinde.

GÖLLERDE YÜZDE 60’A VARAN SU KAYIPLARI VAR 

Şişelenmiş suyun sektöre dönüştüğü Türkiye’de en çok satılan ticari metalardan biri haline geldiğine işaret eden Kesici, şişelenmiş suların ne kadar güvenli olduğunun da tartışma konusu olduğunu dile getirdi. İçilebilir su kaynaklarının her türlü atığın depolandığı bir alan olarak kullanıldığının altını çizen Dr. Erol Kesici, ilkel sulama yöntemleri yüzünden göllerin su hacimlerinde yüzde 60’a varan oranlarda kayıplar yaşandığını belirtti.

GÖLLERİMİZ ÇÜRÜYOR, BAFA İLK SIRADA

Küresel iklim değişikliği, biyolojik çeşitliliğin azalması, hava ve toprak kirliliği gibi nedenlerle doğal yaşamın değişmesinin doğal su kaynaklarının en büyük sorunlarının başında geldiğini dile getiren Kesici, şunları söyledi: “Tarımsal sulama sezonunda göllerimizde belirlenen mavi- yeşil algler (Microcystis aeruginosa. ve Nodularia spumigena vb siyonobakteri türleri) suların kalitesini düşüren ve dikkate alınması gereken çok önemli bulgular arasında.

Yıllardır sularda belirlenen kirlilik bulgu ve çözüm uyarılarına rağmen kirlilik nedenleri ortadan kaldırılmıyor. Ayrıca suyun yönetimiyle ilgili popülist yaklaşımların giderek artması ve kaynakların arıtımı, koruma ve kullanımıyla ilgili yasaların uygulanmaması kirletici faktörleri artırarak göllerimizi atık alanına dönüştürdü.

Bu nedenle Türkiye’nin gölleri adeta çürüyor. Çürüyen göllerimizin başında Ege Bölgesi’nin en büyük doğal gölü olan Bafa Gölü geliyor.

‘SUDAKİ KİRLİLİK GENETİK YAPIYI ETKİLİYOR’

Bafa Gölü, yağışların yanı sıra Büyük Menderes Nehri’nden verilen su ile besleniyor. Ancak Afyonkarahisar’ın Dinar ilçesindeki Bülüçalan kaynağından suyunu alan Büyük Menderes, 548 kilometrelik akışı boyunca geçtiği yerleşimlerden her türlü atığa maruz kalarak adeta atık deposuna dönüştürülmüş durumda.

Tarımsal zehirler, sanayi ve evsel atıklar ile madencilik kaynaklı ağır metaller Bafa Gölü’nün suyunu çürütüyor. Kirli sudan kirli ürün elde edilir. Bu kaynaktan üretilen balıklarda ve bazı tarım ürünlerinde ağır metaller belirlenmiştir. Kimyasal çözücüler, pestisitler ve endüstriyel atık sular bünyelerinde kanserojen madde içerdiklerinden, bunların birikimi insanlarda kanser ve diğer hastalıkların gelişmesine neden olmaktadır.

Aydın’da yaşayan insanlardan alınan kan örnekleri üzerinde yapılan gen polimorfizm (Genetik-Çok Biçimlilik) çalışmasında, gen polimorfizm oranlarının yüksek olduğu saptandı. Yörede çok ciddi sağlık sorunları yaşanmadan bir an önce önlem alınması gerekiyor.”

GÖLLER BATAKLIKLAŞMA EVRESİNE DOĞRU GİDİYOR

Yılın yağışlı geçmesine ve göle düzenli su verilmesine karşın Bafa Gölü’ndeki alg sorununun çözülmediğine işaret eden Dr. Erol Kesici, “Bafa’da yıllardır değişen bir şey yok. Bafa Gölü’nün etrafında kurulan yavru balık üretim tesisleri ve zeytin işletmelerinin gölün ekolojik yapısının bozulmasına olumsuz katkısı da göz ardı edilmemeli. Göldeki kirlilik periyodik olarak devam ediyor.

Bu tür göller; limnolojik ve ekolojik olarak yaşamlarının son evresi olan ‘bataklıklaşma’ evresine doğru gitmektedirler. Sonuç, kuruma! Göldeki bu olumsuzluklardan en çok etkilenenlerin başında, turizm ve balıkçılıkla geçimini sağlayan yöre halkı geliyor.

Halk, bir zamanlar su ürünleri bakımından ‘banka gibi göl’ olarak adlandırılan Bafa’dan tırlarla ihraç edilen balıkların üzerinden yılların geçtiğini ve gölün artık değiştiğini söylüyor” diye konuştu.

O uzmanlardan biri de Doğa ve Sürdürülebilirlik Derneği ve Türkiye Tabiatını Koruma  Derneği Bilim Danışmanı Dr. Erol Kesici.

TÜRKİYE’NİN ÇÜRÜYEN GÖLLERİ

Bir zamanlar suları içilebilen Bafa Gölü’ne bugün parmağı sokmanın bile riskli olduğunu dile getiren Kesici, kokmaya başlayan gölde ortaya çıkan gün sinekleri yüzünden çevredeki yaşamın da olumsuz etkilendiğini belirterek, “Benzer sorunları yaşayan Eğirdir, Kovada, Beyşehir, Uluabat, Eber ve Büyükçekmece başta olmak üzere irili ufaklı göllerimizin suları da tıpkı Bafa örneğinde olduğu gibi adeta çürüyor” ifadelerini kullandı.

Kovada Gölü korunması için milli park ilan edilen ancak korunamayan göllerden biri.

SUYUMUZ NE KADAR TEMİZSE YAŞAM O KADAR SAĞLIKLI

Doğal su kaynaklarının sorunlarının da çözüm yollarının da benzer olduğu söyleyen Kesici, “Bir Dünya Su Günü’nde daha sularımızın korumasızlığını ve kirletilerek yok olmasını, hatta çürümesini konuşuyor olmamız çok acı. Her canlının ve her bir ürünün varlığı suya bağlı. Suyumuz ne kadar temiz ve korunmuş ise yaşam da o kadar sağlıklı, bolluk ve bereket içinde olacaktır” dedi.

Eğirdir Gölü kirlilikle boğuşan göllerden biri.

İNSAN MÜDAHALESİ OLMADAN MİLYONLARCA YIL VARLIĞINI SÜRDÜRDÜ

Göllerin atık ve çöp deposu olarak kullanılmasının engellenmesi gerektiğinin altını çizen Dr. Erol Kesici, çözüm önerilerini ise şöyle sıraladı: “Göllere ulaşan dere, çay ve kanalların bulunduğu kesimlere ve yüzey sularının geldiği her yere toplama, dinlendirme, çökertme ve arıtma sistemleri yapılarak göllere kirli suların ulaşması engellenmeli. Doğal göllerimizin ekolojik, biyolojik ve hidrolojik yapıları karasaldır ve insanların olumsuz müdahaleleri olmadan milyonlarca yıl öncesinden günümüze gelmişlerdir.

Korumada temel esas, bu bilimsel verilerin göz ardı edilmemesidir. Göllerin korunarak kullanılmasıyla ilgili yasaların mutlaka uygulanması gereklidir.”

KAYNAK : https://gazeteciyazaryusufyavuzblog.wordpress.com/2020/03/20/turkiyenin-golleri-curuyor/

HABER :BÜLENT ÖZGEN

Paylaşın
Top
Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial