script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js">
Home / Uncategorized / Çevreci olmak ya da olmamak! / Şeyma Dumrul

Çevreci olmak ya da olmamak! / Şeyma Dumrul

Posted on

Çevre sorunlarının giderek arttığı bir dönemden geçerken ülkelerin bu durumu görmezden gelmesi anlaşır gibi değil. Herkes var olan zenginlikten daha fazla pay alırımın derdine düşmüş.  Çevre sorunlarının yarattığı tehlikeleri dünyaya duyuran  zengin ve ekonomik yönden güçlü ülkeler olmasına rağmen çözüm için ayak diretenler de yine onlar oluyor.

Çok uzun yıllardır uluslar arası anlamda çevreyi koruyacak anlaşmalar hazırlanır ve ballandırarak dünya kamuoyuna lanse edilir. Ama ne hikmetse  bu anlaşmalara uymak için en çok baskı görenler de üçüncü dünya ülkeleri olur.  Anlayacağınız genel kabul gören ilkelerden biri olan “Kirleten Öder” sözü bir türlü yerini bulmaz.

Bir yandan “Dünya Devi” Amerika  neden olduğu petrol kirliliğinin, attığı atom bombasının yarattığı felaketin, katlettiği doğal yaşamın hesabını vermez iken diğer yandan  fakir ülkelere bu yapılanların hesabı ödettirilmeye çalışıyor.  Çevre kirliliğine karşı atılacak adımlar için sıkı pazarlık yapanlar; ekonomik çıkarlar için göz kırpmadan savaş çıkarıp milyonların ölümüne sebep olabiliyor.

İşin acı olan tarafı tüm bunlar olurken, herkes bunun farkında olmasına rağmen  gerekenin yapılıp hesap sormak için  kimse bir araya gelecek cesareti bulamıyor. İnsanlar karnını doyurmanın yolunu  ararken bir yandan da birileri cebini daha fazla dolarla doldurmak için doğanın canını okuyan yatırımlar yapıyor. Kutuplarda buzlar erirken ve doğal felaketler her gün daha fazla can alırken;  üç beş insan paracıklarının nasıl olsa kendini her türlü felaketten  kurtaracağının  hayaliyle huzur içinde uyuyor.

Hepimiz bir umut yazılan ve altına imza atılan sözleşmelerin doğayı katledenleri dizginleyeceği umuduyla yaşarken onlar her daim  hırslarının etkisiyle bu sözleşmelerin bir açığını bulup yapacağını yapıyor.  Aslında herkesin gözden kaçırdığı şey bu işlerin büyük kısmını sözleşmeler değil insanların mayasındaki iyi niyet ve sağduyunun çözdüğüdür.

Bu nedenle doğa olmadan yaşayamayacağını  ve kendisinin ekosistem içinde sadece bir halka olduğunu anlayacak insanlar yetiştirmek birinci hedef olmalıdır. Paylaşmayı bilmeyen kendisine ve diğer canlılara saygı kavramını iyice hazmedemeyen bireylerin yarattığı  bu çıkmazdan çıkış yolu bizlerin daha güçlü doğa için isteklerimizi dile getirmemizdir.

Ekonomik çıkarları  için silah ve uyuşturucuya milyonları yatıranlar,  Afrika’da  kuru ekmeğe muhtaç insanlar için kılını bile kıpırdatmıyor. Kıllarını kıpırdatmaktan vazgeçtik, ülkelerde savaş çıkartıp milyonlarca insanı öldürüyorlar.

İşte bitmeyen tüketim ve hep  daha fazlasını isteyenler nedeniyle vahşi kapitalizm ne doğa ne de insan dinlemeden önüne çıkan her şeyi yıkıp geçiyor.  Bizlere düşen bu anlayışı yıkacak felsefeyi özümseyenlerle bir araya gelip  doğayı ve insanlığı korumak için onlardan daha kararlı olduğumuzu ortaya koym

aktır. Bunun içinde bugünden başlayarak elimizden geleni yapmak ve yeni nesillere bunu taşımak en büyük görevimiz olmalı. Belki bizim yapacaklarımız bizim için küçük bir adım olabilir ama eminim ki bu adımlar doğa ve insanlık için büyük bir adım.

 

 

 

 

0Shares

815total visits,1visits today

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

17 − eleven =

WordPress spam blocked by CleanTalk.
Top