script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js">
Home / Kent Suçları / Mega-Kent İstanbul’da Sürdürülebilirlik Bağlamında Ulaşım

Mega-Kent İstanbul’da Sürdürülebilirlik Bağlamında Ulaşım

Posted on

İTÜ Öğretim Üyesi Prof.Dr. Haluk Gerçek Sosyal Demokrat Dergi’de İstanbul’un trafik sorununu yazdı. Yanlış tercihler ve bir türlü tamamlanamayan projeleriyle megapolde ulaşım hala çile çektiriyor.

Prof.Haluk Gerçek

İstanbul’da yaşam kalitesini en olumsuz etkileyen etmenlerin başında ulaşım ve trafik sorunları geliyor. Uluslararası bazı göstergelere göre, İstanbul trafiği, en tıkalı dünya kentleri sıralamasında yıllardır ilk üç içinde yer alıyor. İstanbullular normal bir iş gününde 1,5 – 2 saatlerini trafikte geçiriyorlar. Boğaz köprüleri üzerinden kentin iki yakası arasında yolculuk yapmak zorunda olanlar için bu süre iki katına çıkabiliyor.

Ucu olmayan kentte ulaşım çıkmazı

İstanbul’un kaotik ulaşım ve trafik yapısının nedenleri konusunda uzun bir liste yapmak mümkündür. Bu listenin başına, kentin yıllardır çok göç alması nedeniyle hızla büyümesini, ancak bu büyümenin planlı ve akılcı bir kentleşme sürecine oturtulamamış olmasını koyabiliriz. 1960’lı yıllara kadar bir kıyı kenti olan İstanbul artık “ucu olmayan” bir mega-kent olmuştur. Plan dışı kararlarla yapılmış büyük ulaşım projeleri de bu hızlı mekansal değişimi tetiklemiş ve yönlendirmiştir. Ulaşım projeleri, kentlerin biçimlenmesinde her zaman çok önemli bir yönlendirici olmuştur. İstanbul’da, özellikle Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü (FSM) sonrasındaki gelişmeler izlendiğinde, bu yatırımların, kentin kuzeye ve orman alanlarına doğru yayılmasını tetiklediği ve su havzaları içerisinde yapılaşmaların ortaya çıkmasına neden olduğu görülür. Özellikle FSM Köprüsü ve TEM sonrası yaşanan kentsel yayılma, ulaşım projelerinin çekim alanları oluşturarak kentin fiziksel yapısını nasıl etkilediklerinin en somut örneğidir. Geçmişteki bu gelişmeler göz önüne alındığında, yapımı süren 3. Köprü ve Kuzey Marmara Otoyolu ile 3. Havalimanı projelerinin ve bunların yakınında planlanmış ya da yapılmakta olan yeni yerleşim alanlarının, kentin korunması gereken kuzeydeki orman alanları ve su havzalarında neden olacağı geri dönülmez zararları öngörmek zor değildir.

27_092611-768x717.jpg 768w, https://www.ick.org.tr/wp-content/uploads/2018/02/IMG_20180227_092611.jpg 1591w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /> Karayolu tercihi yapılaşmayı patlatıyor

Kentteki motorlu araç ve otomobil sayısının katlanarak artması; yaygın ve erişilebilir bir metro ağının olmayışı ve yetersiz toplu taşıma sistemi de İstanbul’un kaotik ulaşım ve trafik yapısının diğer önemli nedenleri olarak sayılabilir. Son 20 yılda, İstanbul’un nüfusu yaklaşık %70 artarken kentte kayıtlı motorlu araç sayısı 3,3 katına çıkmıştır. Nüfusu 15 milyonu geçen bu mega-kentte raylı sistem ağının uzunluğu yalnızca 141,5 km.dir. 2004 yılından beri bir türlü bitirilemeyen Marmaray Projesi nedeniyle İstanbul’un banliyö trenleri yıllardır çalışmıyor. Haydarpaşa ve Sirkeci Garları’nın ne olacakları henüz netleşmiş değil.

Siyaset ve planlama

İstanbul örneğinde, planlama – siyaset (yönetim) ilişkisinde açık olarak görülen durum şudur: Ülkeyi ve kenti yönetenler plana inanmıyor. Planlar ya yasal bir gereklilik olduğu için ya da önceden karar verilmiş bazı projeleri plana işlemek için yaptırılıyor. Plana dayanmayan proje kararları sonucunda pahalı ve uzun süren bir altyapı yapım süreci yaşanıyor. Sürekli değişen imar kararları ile kentsel alanlar üzerinden rant yaratma ve paylaşma, yapılmış planları kısa sürede geçersiz hale getiriyor. Gelişmiş toplumlarda kentsel sorunlar, yalnızca siyasetçilerin ya da plancıların çözmesi gereken teknik sorunlar olarak değil, demokratik olarak karar verilmesi gereken bir yaşam biçimi sorunu olarak görülür. Yaşanabilir kentler kurmak, kentte yaşayanların demokratik biçimde katılabildikleri kararlara ihtiyaç gösterir.
Öte yandan, kentlilik bilincinin oluşması her şeyden önce kente ilişkin konularda doğru bilgilerin halka aktarılmasını gerektirir. Kırsal kesimlerden büyük kentlere göçerek sağlıksız ve zor yaşam ortamlarında tutunmaya çalışan insanların, kendi güncel kaygıları dışında olup bitenlere duyarlı bireyler olmalarının sağlanması kolay değildir. Eğitimsizlik; kentin doğal, tarihsel ve kültürel değerlerine duyarsızlık; bir süre sonra kent rantından bir ölçüde pay alma ve köşeyi dönme kaygılarıyla birleşince rant dağıtan siyasal sistem için çok elverişli ve rahat bir ortam oluşmaktadır. Olan bitenin farkında olan ve kentlilik bilinci gelişmiş halkın desteği ve talebi olmadan, modernleşme ve gelişme adı altında kentin yaşam kaynaklarının vahşi biçimde yağmalanmasına karşı koymak mümkün değildir. Bu, uzun bir süreçtir. Ancak doğru yolda, birlikte atılacak küçük fakat kararlı adımlar, kısa bir süre sonra olumlu etkilerini gösterecektir.

Sürdürülebilir kalkınma; ekonomik verimliliği, eşitliği ve çevresel güvenliği arttırmak için ulaştırma sistemimizde önemli değişikliklerin yapılmasını gerektirir. Bu, yalnızca ulaştırma altyapısını genişletmek ya da gelişmiş teknolojiler kullanarak trafik akımlarını iyileştirmekle sağlanamaz. Karar verici ve uygulayıcıların ulaştırma sorunlarını anlama ve bu sorunlara yaklaşma biçimlerini radikal olarak değiştirmeleri gerekir. Kentte yaşayanların da sistemin kullanıcıları olarak davranışlarını değiştirmeleri gerekir. Ne var ki bu değişikliklerin önünde birçok engel vardır. Ulaştırma sistemindeki verimsizlikten, birçok kesim doğrudan yarar sağlamaktadır. Kamusal kent alanları bir rant kaynağı olarak değerlendirildiği sürece, kent ve ulaşım planlamasını sürdürülebilir bir sürece oturtmak olası değildir. Ancak gelecek açısından umut verici olan durum şudur: Artık birçok kişi -kullanıcı olarak- trafikte daha çok zaman harcamayı, daha uzağa gitmeyi -ya da yurttaş olarak- yeni yollar, köprüler, tüneller ve otopark yerleri için kamu tarafından daha fazla kaynak ayrılmasını istememektedir.

Lastik tekerlekliler için yapılan köprü ve tüneller trafiğe çare olmuyor

Ulaştırmanın yalnızca altyapısına odaklanarak trafik tıkanıklığının çözülemey

eceği artık anlaşılmıştır. Elbette mevcut ulaştırma sistemindeki eksiklikleri gidermek için akılcı yatırımlara gerek vardır. Ancak izlenmesi gereken temel yaklaşım, mevcut ulaştırma sistemini verimli kullanmak ve kentsel hareketlilik talebini yönetmek olmalıdır. İstanbul’da araç trafiğini daha hızlı akıtmak için yerel yönetimin gittikçe artan biçimde uyguladığı bir “çözüm” de kıyı dolguları yaparak yolları genişletmek ya da kentiçi tünellerle trafiği yerin altına almaktır. Uzun dönemde ulaşım ve trafik sorunlarını daha da içinden çıkılamaz hale getiren bu noktasal projeler, kentin tarihsel ve kültürel kimliğini hiçe sayan zevksiz kentsel tasarım uygulamaları ile birleştiğinde, ortaya Dubai gibi kentlerede görülen ölçek dışı ve araç odaklı projeler ortaya çıkmaktadır. Oysa, gelecek bilimcisi Glen Hiemstra’nın söylediği gibi, “trafik tıkanıklığını çözmek için yolları genişletmek, obez bir insanın kendisini tedavi etmek için kemerini gevşetmesi gibidir”.

Sonuç olarak, sürdürülebilir ulaşım planlamasının gerçekleştirilmesi; herşeyden önce, yerel ve merkezi yönetimlerin sürdürülebilir ulaşım planlamasının temel ilkelerini ve amaçlarını gerçekten benimsemeleri, bunların uygulanması için tutarlı ve kararlı politikalar izlemeleri ile mümkün olabilir. Bunun için de, kentlilerin yaşadıkları kente sahip çıkmaları ve kente ilişkin karar ve uygulamalar konularında toplumsal bir farkındalığın ve bilincin, kısacası kentlilik kültürünün oluşması gereklidir. Bunlar sağlanmadan İstanbul’un kaotik ulaşım ve trafik yapısını katlanılabilir ve sürdürülebilir bir sisteme dönüştürmek mümkün olmayacaktır.

Prof. Dr. Haluk GERÇEK
İstanbul Teknik Üniversitesi
halukgercek@gmail.com

0Shares

5455total visits,9visits today

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

11 − 8 =

WordPress spam blocked by CleanTalk.
Top